.

EFSANE MUHTAR MEHMET CELAL AYAZOĞLU'NUN  HAYATINI  KÖYÜNDEKİ EVİNİN KÜTÜPHANESİNDE OĞLU SÜLEYMAN SIRRI AYAZ OĞLUYLA  KALEME DÖKMEYE ÇALIŞTIK

             Rahmetli Mehmet amcayı tanıdığım yıllarda küçüktüm sonraları da gurbetteydim.      Her ne kadar O'nu tanıyorsam da bazı eksiklerim vardı.Bunu daha çok bir iki Ankara ziyaretimde bana Mehmet amcayı sorduklarında anladım,büyüğümüzdür dedim,bana ‘’senin işini hemen bitirmemiz lazım çünkü Mehmet amca bizi rahat bırakmazdı sende O'na biraz benzediysen yandık demektir.O muhtar Mehmet amca var ya Ankara Ankara olalı öyle muhtar görmedi’’ demişlerdi..Bunu da yaşamıştım.2003 yılı kasım ayı idi köyün yukarı kısmında beton çalışması vardı ‘’gidiyim dedim gittim ki ,Süleyman ağabeyi dökülen betonun kanal kısmına eğilmiş çalışırken gördüm.Gözümün önüne rahmetli babası geldi orda bir şey söyleyemedim. Sonra kendisini Of'taki eczanesinde ziyaret ettim.’’babasını tanımak istediğimi ve babasının kütüphanesini görmek istediğimi söyledim’’.Çok memnun olduğunu söyledi ve’’ buyurun köye gidelim’’ dedi.

           
Köydeki eve geldiğimizde kapıdaki çam ağacının altında olan oturacağa Süleyman ağabeyin oturmasını istedim ,sağ olsun beni kırmadı yağış vardı ama ıslak oturacağa babası gibi değilse de dikine dikildi ve sanki gözleri babasını arıyor gibiydi orda onun yerindeydi ama....

            ‘’Süleyman ağabey babanın koltuğuna oturdun ne düşünüyorsun’’ dedim ,uzunca bir of çekikten sonra’’bu hayat böyledir, bizden sonrada buralara başkası oturacak önemli olan bu koltukları doldurabilmektir’’ dedi.Yağmur arttı cuma vaktine de az vardı kendimizi içeriye attık rahmetli Mehmet amcanın odasını açtık kütüphanenin her iki köşesine oturduk.

          ‘’ Süleyman ağabey ‘’İmamın Mamet’in’’ bildiğimiz ve bilmediğimiz yönlerini oğlu olarak sizden dinleyebilir miyim’’.’’Tabi öncelikle yaptığınız  çalışmaların hayırlı olmasını diliyorum.İnsanları tanıtmak kolay değil. Hele de 90 yılın üzerinde dolu dolu bir yaşam sürmüş,birkaç dönem hariç 1988 yılına kadar yaklaşık 57 yıl muhtarlık yapmış hem o yıllardaki  bir çok imkansızlıklara rağmen, dolu ve başarılı bir hayatı anlatmak kolay olmayacak, ama yinede dilim döndüğü kadar anlatmaya çalışacağım.

           Babam 10 yaşlarında muhacirliğe gitmişti,dönüşünde hicri 1340 yılında zamanın bölgedeki en önemli okulu olan ‘’Mektebi Rüştiye’’yi’’Alîyyûl ala’’derece ile bitirdi.Bu sırada da kırk yıl kadar köyün muhtar ve imamlığını yürüten dedem İlyas Efendi oldukça yaşlanmıştı. Bu arada dedeme ait imamlık berattı da halen durmaktadır.Yine bu dönem köyde okur yazar çok az olduğu için Of’ta efsane Kaymakam diye anılan ve daha sonraları Libya’da Bakan ve Başbakan yardımcılığı yaptığı bilinen Arap Kaymakamın dikkatini çekmiş ve 1923-1924 yıllarında yaşı tutmadığı halde (henüz 17-18 yaşlarında idi) gayri resmi olarak köyün muhtarlık mühürlerini ona teslim etmişti.

          Askerliğini Trabzon’da meydan parkının altındaki şu an Diş Kliniği olan Askeri Hastanede sıhhiye olarak yaptı.Askerliği döneminde de Muhtarlık Mühürleri fiilen ondaydı.Askerde öğrendiği sağlık ve ilk yardım bilgilerini sonradan onlarca yıl köyümüz ve çevredeki insanların sağlık problemlerini  gidermede kullandı.

           Bu dönemler imkanların çok kısıtlı olduğu dönemlerdi.Ekonomi sıfır,tahsili olmayan insan sayısı çoktu.Köy yollarının elle açılmasıyla başlattığı hizmetlere zincirli dozerlerle devem ederek köy içinde var olan karayolu ağını gerçekleştirdi.Bir çok defa evden Of’a gitmek üzere çıktığında saatler sonra geri dönüp kıyafet değiştirirdi.Çünkü yoldaki taşlar,dikenleri toplayıp kanalları açık tutmaktan çamaşırları kirlenirdi.Yıkılan köyün kavak değirmeninin 1951 de Devlet Su İşlerinin desteği ile başlayıp 1953 de tamamladı.Köyümüze 1963 yılında köylü destekli ihale yoluyla başladığı okul inşaatını 1966 yılında bitirdi.

           İki katlı ağaç yapı olan köyümüz Kavak Camiinin 1968 de yıkılmasıyla kurduğu dernek ve köylülerin yardımı ile Kavak Camiinin yeniden yaptırıp 1973 yılında hizmete açtı.Köydeki su sıkıntısını gidermek için 1974 yılında Kavak Camiinin yanındaki keson kuyuyu ve su deposunu yaptırdı ,bu pahalı ve zor olunca Balabandan su getirerek su sıkıntısını giderdi.Henüz tek kanallı olan TRT de Köyümüz ve Köylümüz adlı programda  04 Şubat 1973 akşamı köyümüzü anlatan bir konuşma yaptı.

           Köyümüzü Hayrat karayoluna bağlayan ilk beton köprünün yapımı için Ankara’ya gitmişti;kendisi siyasetten muhalif olmasına rağmen Köy İşleri Bakanlığına gittiği dönemin iktidar milletvekilleri ile tam asansöre binerken durdu ve ‘’Bana burada köyümün beton köprü onayını almadan Bakandan siz herhangi bir şey istemeyeceğiniz sözünü vermezseniz gelmiyorum’’diyip onlardan söz almış ve köprünün onayını da bu taktiği ile almayı başarmıştı.Yine 1970 yılında Kavak Camiinin yanındaki beton köprüyü yaptırdı ve derenin ıslahı ve taşla desteklenmesi için ta o yıllarda dilekçe vermeye başladı.

           Henüz Of’un 130 köyünde elektrik yoktu.1976 yılında elektrik alan 13 köyden birisinin de köyümüzün olmasını sağladı.Doğu Karadeniz Bölgesinde 1984 yılında otomatik telefon santrali kurulan ilk köy olmamızı sağladı.Kavak camiinin yanında bir kuran kursu,okulumuza da bir lojman yaptırdı.Turgut Özal’ın Başbakanlığı döneminde 1986 da en eski ve en yaşlı muhtar olarak bir plaket aldı.

           Babam köydeki ve çevredeki insanları okumaya teşvik etmiş,ta 1950 li yıllarda Üniversiteye öğrenci gönderebilen 5-6 kişiden birisi olarak o dönemlerde okuyanlara her türlü desteği veriyordu.İlçemizde eski dönemlerde akrabalar arsında çıkan önemli sorunları çözen4-5 muhtardan birisi olarak köydeki meseleleri de hiç adalete intikal etmeden ihtiyar heyeti ile beraber hallederdi .Köyümüzdeki insanlarda babama çok destek olurlardı,birbirlerine karşı saygı ve sevgiyi eksik etmezlerdi.Özellikle insan gücü ile yapılması gereken işlerden kaçmazlar buda babama güç ve cesaret verirdi.

             ‘’Peki ağabey babanız bunca hizmeti verirken annenizin babanıza karşı duruşu ne idi?Karadeniz de çok kullandığımız bir deyim vardır,her başarılı erkeğin arkasında bir kadın var .Bu deyimle anneniz örtüşüyormu?

            Annem için bunu rahatlıkla söyleyebiliriz.75 yıl babamla aynı yastığa baş koydu 26 Ocak 1999 da babamın ölümü üzerine ancak bir gün dayanabildi ve 27 ocak 1999 da vefat etti.Çünkü onlar bu uzun beraberliklerinde birbirinden en fazla 3-4 gün ayrı durabilirlerdi.Annemin yakın komşuları dahil hiç kimseye bir sitemi dahi olmamıştır.Bu babam içinde geçerliydi.Bu nedenle her zaman babama destek olmuş ve güç vermiştir.

            Bu arada babam ve aneminin aileleri tahsilli insanlar olduğu için ben dahil ağabeylerimin çoğu Üniversite mezunu olup yeni nesillerde böyle devam ediyor.

            Başka bir deyişle;İmamın Mamet okulda öğretmen,camide imam,hastaya doktor,inşaata usta,tarlada işçi,çocukla çocuk olmasını bilen ,sorunları sonsuz hoşgörüsü ile aşmasını bilen bir insandı

 

    ROPÖRTAJ:Hüseyin AYAZ

GERİYE

 

HASTİKOZ KÖYÜMÜZ AŞAĞI KIŞLACIK KÖYÜ DERNEĞİ WEB SİTESİ BU FORMATTA YAKINDA HİZMETİNİZDE