OFLU HOCA

“Of’lu Mandal Hoca’dan söz ederken:”

Karayel, indiredursun, tipi, yağmur, kar, kış;
Hoca çıplak. Yalınız çok senelerden kalmış,
Yanı yırtmaçlı bir entârisi var, sırsıklam;
Akıyor dört eteğinden hani; bîçâre âdam.

Doğrusu "Oflu Hoca"  denince kafamızda beliren imajla ilgili algımız, bizim hangi zamanda ve nerede yaşadığımıza da ışık tutuyor aslında. "Oflu Hoca",  değişen ve gelişen Türkiye'nin insanlarına kendini sadece İMÇ'de üretilen ucuz kasetler vasıtasıyla tanıtabilirken, hakkındaki hakikatleri asla unutmayanların da var olduğunu biliyor. Modernizemle başlayan "Hoca" düşmanlığından hissesine düşenden çok fazlasını alan "Oflu Hoca", Karadeniz insanının espritüel dünyasında da kendine hatırı sayılır bir yer buluyor. O'nu tanıyabilmek için yaşadığı coğrafyayı, bölgesel koşulları, sosyo-ekonomik durumu ve üretim-tüketim ilişkilerini bilmek, onun hakkında isabetli karar verebilmenin en akıllıca yoludur.

            "Oflu Hoca" doğru sözün, hak kelamın adı'dır. Sakınılmayan söz ve davranışların membaı’dır. Allah rızası uğruna yılmadan, yıkılmadan, korkmadan, "dilsiz şeytan" olmadan yaşamanın adıdır "Oflu Hoca".

 

Akif’in Safahat adlı şiir kitabının Asım isimli altıncı bölümünde “Köse İmamın o devirde yaşananlardan ziyadesiyle şikâyetçi olduğu,  o günkü neslin sarıklı birini gördüğünde onu hemen "ıskatçı", "çerçi" ve "leşçi" diye aşağıladığından, vaziyetin çok kötü olduğundan, halkın yaşadığı sıkıntıları, yokluklar, sefillikler, ahlakî ve dinî erozyondan söz edilir.

 

“Kuru lâftan ne çıkar? Tıngır elek, tıngır saç...
Mektebin açsa eğer, medresen ondan daha aç!
Bu da muhtâç, o da yıllarca gıdalı yemeğe.
"Neye boynun bu kadar eğri değmişler, deveye,
A kuzum, hangi yerim doğru, demiş. " Söz de budur.”

 

Yakup Kadri Yaban romanında Anadolu’nun geri kalmışlığından söz ederken,”Bunun sebebi, Türk aydını gene sensin! Bu viran ülke ve yoksul insan kitlesi için ne yaptın?  Anadolu halkının bir ruhu vardı, nüfuz edemedin.  Bir kafası vardı; aydınlatamadın.  Bir vücudu vardı; besleyemedin. Üstünde yaşadığı bir toprak vardı!  İşletemedin.  Onu, hayvanî duyguların, cehaletin, yoksulluğun ve kıtlığın elinde bıraktın.  O, katı toprakla kuru gök’ün arasında bir yabanî ot gibi bitti. Simdi, elinde orak, buraya hasada gelmişsin.  Ne ektin ki, ne biçeceksin?  Bu ısırganları, bu kuru dikenleri mi?  Tabiî ayaklarına batacak. İşte, her yanın yarılmış bir hâlde kanıyor ve sen, acıdan yüzünü buruşturuyorsun.  Öfkeden yumruklarını sıkıyorsun.  Sana ıstırap veren bu şey, senin kendi eserindir, senin kendi eserin!”

 İyisiyle kötüsüyle Of’lu Hoca da bir simgedir.

Özellikle bir dönem medreseler kapatılmış, sokağa terk edilen âlimlerin yüzlercesi dilenmeye mahkûm edilmiş. Oflu Hoca, jandarma tarafından camilere her an baskın yapılabileceğinden, köyün girişinde, caminin köşesinde veya mahallenin yüksek bir yerinde erketeye yatılıp, camiye gelen mahallelinin ve imamın korunmaya çalışıldığı yıllarda bile hak bellediği görevi yerine getirmeye çalışmıştır.  Böyle bir dönemde bile Müslüman cemaatten yiyecek ve giyecek dilenecek kadar horlanmış olan bu hocalara bir de “çerçi hoca” adı takılmış.

Şimdi bile ülkemizdeki âlim kıtlığının nedeni bu değil mir?

Bugün bile Anadolu insanı Türkiye’deki üniversite seçme ve yerleştirme sisteminin çarpıklığını da bahane ederek en zeki ve en yetenekli çocuğunu mu, yoksa hiç olmasa bir meslek sahibi olsun dediği çocuğunu mu dini ilimlerin tahsiline gönderir.

Bu da ayrı bir konudur.

Bu ülkede en yüksek puanlı üniversiteleri tercih etmesi durumunda kazanacağı halde tek tercihi İslâmi ilimler alanı olan dirayetli, erdemli ve bilinçli gençler olmadıktan sonra her zaman onların bıraktığı boşluğu dolduracak çerçi hocalar da çıkacak, Oflu hocalar da. Bunların Oflusu da olacak koflusu da. Çerçi siyasetçiler, çerçi gıda mühendisi, çerçi çevreci, çerçi öğretmen gibi.

 

“Lâkin aldırdığı yok: Hem sövüyor, hem yürüyor;
Göğsünün kılları donmuş, o ateş püskürüyor!
Oflu "hainlere lânet!" dağıtırken bol bol,”


            Oflu hoca küfreder. Oflu hoca, küfrettiği insandır aynı zamanda. Küfretmek, yerine göre şikâyettir, serzeniştir, özeleştiridir. Çevresindekiler mesajı bu küfürle alır.

Eksik de okusa yanlış da okusa insanların ihtiyacını gideriyordu. Var olanla yetinmeyi öğrenmenin ve öğretmenin adıdır. Oflu hoca, aza kanaat getirmenin, azla mutlu olmaktır. Gurbette hayata tutunmanın şifresidir. Hayata Yaşamayı seviyor. As olan da din değildir. Çevreyi değerlendiriyor. Örnek olmak gibi bir amacı yoktur. Kendinde var olanı cilalayıp sunabilmesi kadar üstlendiği görevlere çevresi tarafından biraz da itilen insandır. Pratiktir, gezgindir..O bir fenomendir. Ona karakterini veren şey gezginliğidir. Kaldığı yerdeki insanları benimser. Çevreye uyduğu kadar da çevreyi kendine uydurmasının bilir. Dışarıdan gelir..Onun yaptığı işleri ondan başkası da yapmaz, yapamaz.

Bir dönem Anadolu’da din bilgisi dini anlayış zayıftı. Hocalığı Anadolu’ya Oflu götürdü bir bakıma. Daha iyisi olsaydı ona itibar mı edilirdi. Yeri yurdu belli değildi. Eski Yunan’daki ifadeyle “çerçi hoca”dır Oflu Hoca.

Çerçi hoca, az bir Kur’an ve dini bilgi ile değişik nedenlerle uğradığı köylerdeki insanların dini duygularını yer yer istismar ederek para toplayanlara denirdi. Oflu Hoca ise, bulunduğu köylere en azından kalaycılık yapmak gibi değişik nedenlerle uğramış olurdu zaten. Oflu hocanın çerçiliği bundan farklıydı. Hoca talep üzerine görev kabul eder, fikir beyanında bulunurdu. O göreve itilirdi. Körler ülkesinde şaşılar kral olur, özdeyişinin örneğidir. Oflu hoca İsveç çakısı gibidir.

Oflu hoca hakkındaki saptırmaların nedeni de budur… Gezgin bir satıcı hakkında ne kadar rivayet varsa, kalaycılar hakkında da o kadar söylenti vardır. Zaten bu işi yapabilmek için eski Yunanda da olduğu gibi bir parça sofisttir Oflu Hoca.

Sofist’ kelimesi Yunanca sophos (bilge, becerikli, zeki) sözcüğünden gelir, öğrenmeyi ve öğretmeyi meslek edinen kişileri belirtmek için kullanılır. Gittiği yerlerdekilerin sosyal ve ekonomik ihtiyaçları hayatları üzerinde etkili olmalarına yol açmıştır. Çünkü Oflunun gittiği yerlerde kabul görmesinin nedenleri arasında günlük hayata getirdiği pratik çözümler gerçek belirleyici bir nedendir. Bir anlamda ‘Anadolu Aydınlanması’ olarak adlandırılacak gelişmenin yardımcılarıdır. Yaptığı pratik bir para kazanma şeklidir.

 ‘Sofist’ sözcüğünün bir anlamı da dini bilgileri, manevi hayata ait birikimlerini isteyene satan çerçi kimse demektir. Reşat Nuri bir hikâyesinde Anadolu insanı âlim değil ama ariftir demişti, Oflu hoca bunun en tipik örneğidir bir bakıma. Okulu, doktoru, sağlık ocağı bir yana düne kadar suyu, tuvaleti olmayan köyler kalaycı olarak giden Oflu hoca, gezdiği gördüğü yerlerdeki köy odalarındaki, hanlardaki kaldığı otellerdeki duyduğu yaşadığı birikimleri kendi yöresindeki yaşam kültürü ile gittiği köylere taşımaktadır.

Genel kültürü olan kıvrak zekâlı, iyi konuşan, hayatını kazanması gittiği yerdeki insanları bir şekilde memnun etmesine bağlı Gittiği yerlerde gelip geçici olduğu düşünülürse bir misafirin orda kalışı sıkıcı olur. Fazla yer ve insan tanıdığı için kültür sarrafıdır.  İnsanlara sunabileceği şey yaşamla ilgili pratik ve dini bilgidir.

Dönemin duyarlılıklarının haritasını çıkarmayı kendine vazife edinmiştir. Çağın yeni duygularının çetelesini de.            Oflunun söylediği her sözcükte söylenmemiş bir kısım, görünürdeki hayatında yaşanmamış bir şeyler saklıdır. Aynı mahkemede sanıktır Oflu Hoca. Bir bakmışsın sanık sandalyesindeki jüridir. Duruşma başladığında koltuğunun altından çıkardığı peruk ve cübbe ile yargıç kürsüsünde bulur kendini. Ardından savcılık makamında.

            Onun yaşadığı bölgede köyleri ve mahalleleri dağlar ayırır birbirinden. Geçit vermez dağların hâkim olduğu coğrafyada iklim koşullarının sertliği  ve fukaralık dikkate alındığında "Oflu Hoca"nın Anadolu’ya taşan şöhretinin kaynağına ulaşmış olursunuz. O'nun gideceği beldelerde, insanların heyecanla yolunu gözlediğini, çocukların yaşlı gözlerle onu beklediğini işitirsiniz. O'nun gittiği beldelere, köylere daha önce  TAHSİLDAR dışında hiç bir devlet adamı girmemiştir. Hiç bir ilaç götürülmemiştir, dert dinlenmemiş, acı paylaşılmamıştır.

 

         Oysa o, gittiği yerlerde, insanların elini samimi ve temiz duygularla tutmuş, çocuklarını sünnet etmiş, hasta hayvanlarını iyileştirmiş, meyve ağaçlarını heybesinde getirdiği verimli meyve çelikleriyle aşılamış, Kur'an öğretmiş, nikâh kıymış, gerektiğinde dargınları barıştırmış, düşmanlıkları ebedi dostluklara ve akrabalıklara tahvil etmiştir.

Karadeniz’in köylerinde "Oflu Hoca " nın yolunu endişeli gözlerle bekleyen, umutla her sabah her akşam köy yollarına düşen yaşlı gözler bulurdunuz o zamanlar.

Askere gitmeden sünnet olmak için kaç delikanlının Hocanın gelmesi için dualar ettiğini, duymadınız değil mi?

Ama İMÇ 'de satılan sanat değeri olmayan amiyane safsatalarla doldurulmuş, miyop kafaların eseri sıradan kasetlerden onun hakkında çok şey duymuşsunuzdur.

Karadeniz’in bir köyüne Oflu Hoca’nın bir sene herhangi bir sebeple gidememesi ne demektir, bilir misiniz? O sene sünnet olanlar olamayacaktır, nikâh bekleyenler sabırla bir sonraki ilkbaharı bekleyecektir, hayvanlar ahırlarda inleye inleye ölecektir, ağaçlar aşılanmadan kalacak çocuklar meyveden mahrum olacaktır, yeni yetmeler kuran öğrenemeyecek, yetişkinler akıllarındaki sorularla ve sorunlarla mücadele edecektir.

            Oflu Hoca, yalana karşı doğrunun, ifrat ve tefrite karşı tertemiz bir din algısının, somurtkan din adamına karşı güler yüzlü ve hoşgörülü imam anlayışının, adaletin ve hakkaniyetin, haksızlığa karşı başkaldırının, hülasa “Dilsiz şeytan” olmamanın adı'dır.

Mehmet Akif’in Safahat’ta anlattığına göre, Kendisine suikast düzenlenen bir dönemde bile, halkın arasına katılmamasının eksiklik olduğunu Padişahın yüzüne haykıran da Oflu Hocadır. O Oflu Hoca ki, haklı veya haksız olduğunu düşünmeden kendi doğrusunu Sultan II. Abdülhamit gibi bir Padişahın bile yüzüne söyleyebilecek cahil cesaretine sahipti.

 Allah bu milleti “çarşı” hocalarından korusun.

Ali İhsan YILDIZ İstanbul Büyükşehir belediyesi Yazı İşleri Müdürlüğü  aiyildiz@ibb.gov.tr